Bugün boynum tutulduğu için evdeyim, işe gitmedim.
Yatmak çözüm değil, ağrı hissetmemek için oturarak arkaya yaslanmak gerekiyor. Tutulan kaslarının yük taşımayacağı bir pozisyon mutlaka var, büzük kası hariç hiçbir kas devamlı kasılı duramaz. İşte uygun pozisyonu tespit edeceksin ve öyle kalacaksın. 2-3 günün geçmesini bekleyeceksin. Nea?
İyi ki kablosuz klavye almışım diyerek yayıldığım kanapeden doğru biraz internette sörf yaptım. Arkadaşlarımın bloglarına baktım, yazıları büyüttüm ki okuyabileyim. Yeni bir şey yok kimsede.
Bir kaç site keşfettim.
fonolo.com --> henüz faaliyete geçmemiş olsa da fikir fena değil. Büyük şirketlerin
çağrı merkezlerini aradığımızda içinde gezindiğimiz menüler var ya hani. Onların içinde kaybolmamak için düşünülmüş bir hizmet. Normal bir telefondan fonolo'yu arayacaksınız, onlar da sizi istediğiniz menüye çabucak yönlendirecek. Ama bence fazla kasmışlar, veritabanlarını güncel tutmak için menüler içinde speech recognition, node validation falan filan, ne gerek var kardeşim. Çağrı merkezi işletenler, Turkcell, Garanti Bankası, vs. sözüm size. Adam ol da koy bir tane çağrı menüsü ağacı web sitene kardeşim. Yazalım biz "kartım çalındı" veya "tarife değişikliği" diye, pat bulalım aradığımız tuş kombinasyonunu. Di mi ama...
lifeorganizers.com--> daha iyi organize olmak için tavsiyeler veren site. Aylık checklist'leri var, yok efendim bugün çöp kovalarını deterjanla yıka, yarın arabanın yağına bak, öbür gün kırlarda koşarsın falan filan. İyi hoş da bazı tavsiyeleri bize göre değil, çok Amerikanvari. Garagesale için hazırlık yap falan, ne diyon kardeşim apartman çocuuyuz biz.
Freecorder --> Toolbar olarak eklenebilen bu program ile radyo kanallarını dinlemek ve de kayıt yapmak mümkün ve de beleş.
Crank Yankers --> Youtube'a bunu yazın ve gülün. Favori karakterlerim Spoony Luv (Spoony Luv places a personal ad özellikle), ve İngiliz lordu Neils Standish. Buların hareketli videoları da var kuzende ama nerede bulunur ben bilmiyorum.
22 Ağustos 2008 Cuma
17 Ağustos 2008 Pazar
kopenhag
Şehircilik anlamında Alman metropolleriyle yarışamayacak olsa da Kopenhag'ı sevdik.
Çünkü:

Bkz. Türk parası geçiyor. Yani geçiyor demek isterdik tabi ama dükkanda geçmese de bir döviz bürosunda geçtiğini gördük.

Kastellet bir askeri kışla ve beşgen biçimli bir ada. Aynı zamanda turistik bir mekan. Gündüz saatlerinde gezilebiliyor, ordu halka izin vermiş. Kırmızı renkli uzunlamasına geniş binalar var. Hadi Türkçesini de söyleyelim: erat pavyonu. Pek şirin. Demek ki ordu mimarisi de şirin olabiliyormuş.

Şehrin ortasında krala ait bahçeler var (Rosenborg Have). Buradan çayır çimen olarak istifade ediliyor. Resimdeki yayvan ağacın üstünde(veya içinde diyelim) tam 3 kişi var.

Sanatla dopdolu bir şehir Kopenhag. Resimdeki duvarlar biraz fazla dopdolu olmuş evet. "Boyun fıtığı tedavi edilir 0533 658...." diye bir yazı asasım geldi.

Metroda şoför yok. İsterseniz en önde oturun, camdan Rollercoaster misali önünüzdeki yolu izleyin. Gecenin geç ve sabahın erken saatlerinde sık metro seferleri yapılıyor. Bir arkadaşım dedi ki nükleer reaktörleri durduramadıkları için gece de elektriği harcayacak bir yol bulmuşlar. Olabilir, insan çalışmadığı için sonuçta tek gideriniz elektrik. Şehir merkezinde pek fazla metro durağı yok yalnız. Daha çok banliyölerde oturanlar için.

Free Town of Christiania. Buraya polis karışmıyormuş. Ot mot, bu tür dalgalar serbestmiş. Resimde sağdaki siyah Merso da, işi ilerletmiş bir zenci abimizin arabası. Adam artık sokaklarda değil ama kılık kıyafet, saçlar, altın zincirler falan aynı tabi ki.

Bu alet (defibrilatör) tren istasyonu, havaalanı vb. bilimum yerde var. Kalbi duran birinin kalbini şok vererek çalıştırabiliyorsunuz. Merak etmeyin öyle zart diye şoku verip sağlam adamı öldürmüyor, hastaya bağlandıktan sonra ne yapılacağını alet kendi anlıyor ve karar verip sizi yönlendiriyor. Bunu görünce aklıma Dario Moreno, Kemal Sunal ve Atatürk Havalimanında kalp krizinden ölen bilmediğim nice insanlar geldi. Hey gidi teknoloji gözün kör olsun.
Defibrilatör projesi hk. daha fazla bilgi için: hjertestarter.dk.
Çünkü:
Bkz. Türk parası geçiyor. Yani geçiyor demek isterdik tabi ama dükkanda geçmese de bir döviz bürosunda geçtiğini gördük.
Kastellet bir askeri kışla ve beşgen biçimli bir ada. Aynı zamanda turistik bir mekan. Gündüz saatlerinde gezilebiliyor, ordu halka izin vermiş. Kırmızı renkli uzunlamasına geniş binalar var. Hadi Türkçesini de söyleyelim: erat pavyonu. Pek şirin. Demek ki ordu mimarisi de şirin olabiliyormuş.
Şehrin ortasında krala ait bahçeler var (Rosenborg Have). Buradan çayır çimen olarak istifade ediliyor. Resimdeki yayvan ağacın üstünde(veya içinde diyelim) tam 3 kişi var.
Sanatla dopdolu bir şehir Kopenhag. Resimdeki duvarlar biraz fazla dopdolu olmuş evet. "Boyun fıtığı tedavi edilir 0533 658...." diye bir yazı asasım geldi.
Metroda şoför yok. İsterseniz en önde oturun, camdan Rollercoaster misali önünüzdeki yolu izleyin. Gecenin geç ve sabahın erken saatlerinde sık metro seferleri yapılıyor. Bir arkadaşım dedi ki nükleer reaktörleri durduramadıkları için gece de elektriği harcayacak bir yol bulmuşlar. Olabilir, insan çalışmadığı için sonuçta tek gideriniz elektrik. Şehir merkezinde pek fazla metro durağı yok yalnız. Daha çok banliyölerde oturanlar için.
Free Town of Christiania. Buraya polis karışmıyormuş. Ot mot, bu tür dalgalar serbestmiş. Resimde sağdaki siyah Merso da, işi ilerletmiş bir zenci abimizin arabası. Adam artık sokaklarda değil ama kılık kıyafet, saçlar, altın zincirler falan aynı tabi ki.
Bu alet (defibrilatör) tren istasyonu, havaalanı vb. bilimum yerde var. Kalbi duran birinin kalbini şok vererek çalıştırabiliyorsunuz. Merak etmeyin öyle zart diye şoku verip sağlam adamı öldürmüyor, hastaya bağlandıktan sonra ne yapılacağını alet kendi anlıyor ve karar verip sizi yönlendiriyor. Bunu görünce aklıma Dario Moreno, Kemal Sunal ve Atatürk Havalimanında kalp krizinden ölen bilmediğim nice insanlar geldi. Hey gidi teknoloji gözün kör olsun.
Defibrilatör projesi hk. daha fazla bilgi için: hjertestarter.dk.