7 Eylül 2008 Pazar

Bamberg'de bir cevelan


Gürkan biraderim kalktı Stuttgart'lardan beni ziyarete geldi.
Bad Steffelstein'a doğru giderken tren camında ilginç figürler vardı.
Termallere vardığımızda da lombakları gördük.
Yer yer Sven'd bize katıldı (albümdeki sarışın Alman). Sven'i Türkleştirme çalışmalarına başladım. Dün akşam evlenilecek kız, eğlenilecek kız söz öbeğini ve anlamını öğrendi. Yarından itibaren de iş yerinde kahve içmeyi bırakıp çaya dönmesini sağlıycam.

22 Ağustos 2008 Cuma

bugün

Bugün boynum tutulduğu için evdeyim, işe gitmedim.
Yatmak çözüm değil, ağrı hissetmemek için oturarak arkaya yaslanmak gerekiyor. Tutulan kaslarının yük taşımayacağı bir pozisyon mutlaka var, büzük kası hariç hiçbir kas devamlı kasılı duramaz. İşte uygun pozisyonu tespit edeceksin ve öyle kalacaksın. 2-3 günün geçmesini bekleyeceksin. Nea?
İyi ki kablosuz klavye almışım diyerek yayıldığım kanapeden doğru biraz internette sörf yaptım. Arkadaşlarımın bloglarına baktım, yazıları büyüttüm ki okuyabileyim. Yeni bir şey yok kimsede.

Bir kaç site keşfettim.

fonolo.com --> henüz faaliyete geçmemiş olsa da fikir fena değil. Büyük şirketlerin
çağrı merkezlerini aradığımızda içinde gezindiğimiz menüler var ya hani. Onların içinde kaybolmamak için düşünülmüş bir hizmet. Normal bir telefondan fonolo'yu arayacaksınız, onlar da sizi istediğiniz menüye çabucak yönlendirecek. Ama bence fazla kasmışlar, veritabanlarını güncel tutmak için menüler içinde speech recognition, node validation falan filan, ne gerek var kardeşim. Çağrı merkezi işletenler, Turkcell, Garanti Bankası, vs. sözüm size. Adam ol da koy bir tane çağrı menüsü ağacı web sitene kardeşim. Yazalım biz "kartım çalındı" veya "tarife değişikliği" diye, pat bulalım aradığımız tuş kombinasyonunu. Di mi ama...

lifeorganizers.com--> daha iyi organize olmak için tavsiyeler veren site. Aylık checklist'leri var, yok efendim bugün çöp kovalarını deterjanla yıka, yarın arabanın yağına bak, öbür gün kırlarda koşarsın falan filan. İyi hoş da bazı tavsiyeleri bize göre değil, çok Amerikanvari. Garagesale için hazırlık yap falan, ne diyon kardeşim apartman çocuuyuz biz.

Freecorder
--> Toolbar olarak eklenebilen bu program ile radyo kanallarını dinlemek ve de kayıt yapmak mümkün ve de beleş.

Crank Yankers --> Youtube'a bunu yazın ve gülün. Favori karakterlerim Spoony Luv (Spoony Luv places a personal ad özellikle), ve İngiliz lordu Neils Standish. Buların hareketli videoları da var kuzende ama nerede bulunur ben bilmiyorum.

17 Ağustos 2008 Pazar

kopenhag

Şehircilik anlamında Alman metropolleriyle yarışamayacak olsa da Kopenhag'ı sevdik.

Çünkü:


Bkz. Türk parası geçiyor. Yani geçiyor demek isterdik tabi ama dükkanda geçmese de bir döviz bürosunda geçtiğini gördük.


Kastellet bir askeri kışla ve beşgen biçimli bir ada. Aynı zamanda turistik bir mekan. Gündüz saatlerinde gezilebiliyor, ordu halka izin vermiş. Kırmızı renkli uzunlamasına geniş binalar var. Hadi Türkçesini de söyleyelim: erat pavyonu. Pek şirin. Demek ki ordu mimarisi de şirin olabiliyormuş.


Şehrin ortasında krala ait bahçeler var (Rosenborg Have). Buradan çayır çimen olarak istifade ediliyor. Resimdeki yayvan ağacın üstünde(veya içinde diyelim) tam 3 kişi var.


Sanatla dopdolu bir şehir Kopenhag. Resimdeki duvarlar biraz fazla dopdolu olmuş evet. "Boyun fıtığı tedavi edilir 0533 658...." diye bir yazı asasım geldi.


Metroda şoför yok. İsterseniz en önde oturun, camdan Rollercoaster misali önünüzdeki yolu izleyin. Gecenin geç ve sabahın erken saatlerinde sık metro seferleri yapılıyor. Bir arkadaşım dedi ki nükleer reaktörleri durduramadıkları için gece de elektriği harcayacak bir yol bulmuşlar. Olabilir, insan çalışmadığı için sonuçta tek gideriniz elektrik. Şehir merkezinde pek fazla metro durağı yok yalnız. Daha çok banliyölerde oturanlar için.


Free Town of Christiania. Buraya polis karışmıyormuş. Ot mot, bu tür dalgalar serbestmiş. Resimde sağdaki siyah Merso da, işi ilerletmiş bir zenci abimizin arabası. Adam artık sokaklarda değil ama kılık kıyafet, saçlar, altın zincirler falan aynı tabi ki.


Bu alet (defibrilatör) tren istasyonu, havaalanı vb. bilimum yerde var. Kalbi duran birinin kalbini şok vererek çalıştırabiliyorsunuz. Merak etmeyin öyle zart diye şoku verip sağlam adamı öldürmüyor, hastaya bağlandıktan sonra ne yapılacağını alet kendi anlıyor ve karar verip sizi yönlendiriyor. Bunu görünce aklıma Dario Moreno, Kemal Sunal ve Atatürk Havalimanında kalp krizinden ölen bilmediğim nice insanlar geldi. Hey gidi teknoloji gözün kör olsun.
Defibrilatör projesi hk. daha fazla bilgi için: hjertestarter.dk.

30 Temmuz 2008 Çarşamba


Temmuz'un 30'uydu ve sabah uyandığımda manzara buydu. Sis ancak saat 10 gibi kalktı.
Almanya garip memleket...

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Bamberg

I live in a new city now. It's been 2 months. To me it is a new country, new people, new language, new job, new apartment with new stuff in it, ehh practically a new world...
So much to write about so many things. And so little patience.

1 Mart 2008 Cumartesi

bir an

Haftasonu için İstanbul'a geldim yine. Bizim sitenin kapısına iki büyük köpek yatmış, simetrik şekilde güneşleniyordu. Yalnız aslana benziyorlar, renkleri sarı ve tüylüydüler. Sabah sabah müzeye girer gibi oldum eve giderken.

17 Şubat 2008 Pazar

Abant



Kar İstanbul'da hayatı felç ettiğinde biz Abant'a gittik. Yolda biraz zorluk çektik ama iyi ki gitmişiz. Bir sürü resim çektik :)

20 Ocak 2008 Pazar

4 Ay 3 Hafta 2 Gün



Filmden yeni çıktım ve kimi sahneler hala aklımda oynamaya devam ediyor. Otel odası, doktorun aşağılamaları ve kurduğu baskı, kızların çaresizlik içerisinde karar vermeleri, iğrençlik, dostluk ve destek, gerilim, bekleyiş, alakasız doğum günü sofrasında tekrar aşağılanma, konuşulanlardan kopuş ve yabancılaşma (mükemmel bir şekilde sahneye konulmuş), sokaklarda yürürkenki korku ve unutulmaz final sahnesi. Kahramanların yaşadıkları gerilimi, başından sonuna kadar seyirciye geçirmeyi başaran insancıl, feminist, sözünü sakınmayan bir film. Son derece gerçekçi. Tekrar seyretmek istemeyeceğiniz kadar da vurucu.

17 Ocak 2008 Perşembe

Haiku

Sanmazdım başıma gelsin
Ayrılığın böylesi
Henüz gitmemişken



Bunu bugün yazdım. Haiku'lar doğaya dair küçük japon şiirleri. Genellikle üç mısradan oluşurlar. Aslında 3 mısra ve belli hece sayısında olması falan Amerikan haiku'larında görülen bir özellik ve bütün dünyaya da bu şekilde yayılmış. Ama Haiku'larda hep olan bir şey var ki o da mevsim vurgusudur. Evet, yukarıdakinde doğa veya mevsimlere herhangi bir gönderme yok. Bu yüzden, bu daha çok bir senryu sayılabilir. Senryu'larda konu insan zaaflarıdır.

Yazarını hatırlamıyorum ama en sevdiğim haiku'lardan biri şudur:

Daldan düşen
Kiraz çiçeği gibi
Söyleyebilseydim


Gördüğünüz gibi bahar mevsimi anımsatılıyor. Orhan Veli de haiku'lar yazmıştır. En meşhuru:

Gemlik'e doğru
Denizi göreceksin
Sakın şaşırma

11 Ocak 2008 Cuma

Nükleer dede

Cemal dedem bugün bazı testler yaptırmak üzere hastaneye gitti. Orada ona devamlı sarı, mavi, renkli renkli sıvılar vermişler damardan ve sonra çikolata yedirip süt içirmişler. Galiba verdikleri maddeler radyasyonluymuş onun için bugün çocuklara ve hamile kadinlara yaklaşmasını da yasaklamışlar. Dedim dede keklemişler seni, öyle şey mi olur... Ama biraz uzaktan dedim.