20 Ocak 2008 Pazar

4 Ay 3 Hafta 2 Gün



Filmden yeni çıktım ve kimi sahneler hala aklımda oynamaya devam ediyor. Otel odası, doktorun aşağılamaları ve kurduğu baskı, kızların çaresizlik içerisinde karar vermeleri, iğrençlik, dostluk ve destek, gerilim, bekleyiş, alakasız doğum günü sofrasında tekrar aşağılanma, konuşulanlardan kopuş ve yabancılaşma (mükemmel bir şekilde sahneye konulmuş), sokaklarda yürürkenki korku ve unutulmaz final sahnesi. Kahramanların yaşadıkları gerilimi, başından sonuna kadar seyirciye geçirmeyi başaran insancıl, feminist, sözünü sakınmayan bir film. Son derece gerçekçi. Tekrar seyretmek istemeyeceğiniz kadar da vurucu.

17 Ocak 2008 Perşembe

Haiku

Sanmazdım başıma gelsin
Ayrılığın böylesi
Henüz gitmemişken



Bunu bugün yazdım. Haiku'lar doğaya dair küçük japon şiirleri. Genellikle üç mısradan oluşurlar. Aslında 3 mısra ve belli hece sayısında olması falan Amerikan haiku'larında görülen bir özellik ve bütün dünyaya da bu şekilde yayılmış. Ama Haiku'larda hep olan bir şey var ki o da mevsim vurgusudur. Evet, yukarıdakinde doğa veya mevsimlere herhangi bir gönderme yok. Bu yüzden, bu daha çok bir senryu sayılabilir. Senryu'larda konu insan zaaflarıdır.

Yazarını hatırlamıyorum ama en sevdiğim haiku'lardan biri şudur:

Daldan düşen
Kiraz çiçeği gibi
Söyleyebilseydim


Gördüğünüz gibi bahar mevsimi anımsatılıyor. Orhan Veli de haiku'lar yazmıştır. En meşhuru:

Gemlik'e doğru
Denizi göreceksin
Sakın şaşırma

11 Ocak 2008 Cuma

Nükleer dede

Cemal dedem bugün bazı testler yaptırmak üzere hastaneye gitti. Orada ona devamlı sarı, mavi, renkli renkli sıvılar vermişler damardan ve sonra çikolata yedirip süt içirmişler. Galiba verdikleri maddeler radyasyonluymuş onun için bugün çocuklara ve hamile kadinlara yaklaşmasını da yasaklamışlar. Dedim dede keklemişler seni, öyle şey mi olur... Ama biraz uzaktan dedim.

13 Ekim 2007 Cumartesi

bir el feneri ve uzun pozlama

Gece olsun. Bir el feneri alın. Enstantane'yi mümkün olduğunca uzun (B veya en yüksek ne kadarsa) tutup yaratıcılığınızı konuşturun.

Wait until dark. Take a flashlight. Set your exposure to infinite (B for Bulp) or highest you have (15 secs is ok) and create!





10 Eylül 2007 Pazartesi

Oran - Cezayir karayolu

Cezayir dediğimde bir ülkeden mi yoksa bir şehirden mi bahsettiğimi anlayamazsınız, çünkü Cezayir'in başkenti yine Cezayir.

Bu sıkıntı bir Türkçe'de var. Şehir olan Cezayir'in fransızcası: Alger, ingilizcesi: Algiers. Bunun dışındaki bütün Cezayir şehirlerinin ingilizce ismi fransızcasıyla aynı.

Oran Cezayir'de güzel bir şehir. Biraz İzmir gibi... Oran'dan Cezayir'e karayoluyla geliyorsanız bir sürü sürprizle karşılaşabilirsiniz. Mesela, Cezayir'e yaklaşırken dağlık bir bölgeden geçiliyor. Tüneller başlamadan hemen önce "dikkat maymun çıkabilir" tabelaları var. Burası ülkenin en işlek otoyolu ama bir yandan da yol kenarında hakikaten maymunlar yaşıyor. Şanslıysanız görebilirsiniz. İsterseniz inin fındık fıstık verin.


Cezayir'de bir benzinlik. (Fotoğraf: M.Ünsal)

Bir başka tuhaflık da Oran'a giderken yaşanıyor. Oran 80 km yazan bir sapaktan sapıyoruz, düz gidiyoruz, gidiyoruz, gidiyoruz ve bir tabelaya daha rastlıyoruz: Oran 85 km.

2 Eylül 2007 Pazar

Rock'n Coke


Hayko Cepkin ve Kamikaze. (Fotoğraf: M.Ünsal)

12 Ağustos 2007 Pazar

Üç keşif: bir su kemeri, bir lokanta ve bir içecek

Bugün Mağlova Kemeri'ni görmeye gittik. Bisikletle 32 km. yol teperek kemere ulaştık. Aslında Mağlova Kemerburgaz'a 2 km uzaklıkta, istenirse belediye otobüsleriyle Kemerburgaz'a geçilip, oradan yürüyerek bile gidilebilir. Yalnız yol tarifi alamayabilirsiniz çünkü yakınında yaşayan vatandaşlar bile kemeri pek iyi bilmiyor. Biz Belgrad ormanlarından başlayarak bir süre asfaltta ilerledik, daha sonra Alibeyköy Barajı'nın kurumuş yatağından ilerleyerek kemere ulaştık.


Mağlova Kemeri. Küçük mu buldunuz? Bir de aşağıdaki resme bakın.



Mağlova Kemeri Osmanlı mimarisinde en büyük 8 eser arasında gösteriliyor. Hatta Süha Arın'ın Mimar Sinan belgeselinde deniyor ki: eğer Sinan diğer eserlerinin hiçbirini yapmamış olsa ve sadece Mağlova Kemeri'ni yapsaydı bile bugünkü ününü hakederdi. Kemer 16. yüzyılda Kanuni'nin emriyle, Kırkçeşme sularını İstanbul'a getirmek amacıyla yaptırılan su yolları projesinin bir ayağı ve halen faalmiş, yani İstanbul'a su taşımaya devam ediyormuş.


Kemerin ortadaki katına çıkılabiliyor.

Eskiden bu bölgeye gelen batılılar, böyle bir şaheseri ancak Bizanslıların yapabileceğini düşündükleri için yapıya Justinianos kemeri adını takmışlar. Daha sonra gelenler ise 1933 yılında düzeltmişler yanlışlığı.

Gezimizi Kemerburgaz'da noktaladık. Kardeşler Lokantası güzel bir mekan; sulu yemekleri de var. Bir de ilk defa bir içeceği denedik: Nestea Ice Tea Cool. Limonlu buzlu çaya nane tadı da eklemişler, yaratıcı bir fikir. Deneyiniz efenim.

1 Temmuz 2007 Pazar

Patlamış Poliüretan, yir misin?

Annem eve gelmiş, bir bakmış dolaplardan birindeki kap kacak dışarı saçılmış. Herhalde hırsız girdi diye düşünmüş. Meğerse poliüretan kutusu patlamış ve dolabın içine dolan malzeme bazı eşyaları dışarı itmiş. İşin asıl sıkıntısı, bazı eşyaların da etrafını kaplayarak yutmuş. Bütün dolabı bıçak ve kaşıkla kazıyarak temizlemek zorunda kaldım. Müsebbibi ni de aha burada afişe edeyim cümle aleme...

27 Haziran 2007 Çarşamba

Barcelona çok kalaba

İstediğiniz saatte hop denize girebileceğiniz bir şehir Barcelona. İşten mi sıkıldın, öğle arasında bi denize gir... Deniz şehir merkezine çok yakın. Gerçi düşünürsek bizde de Taksim'den yürüyerek 10 dk'da denize inebilirsin ama böyle bir pratiğimiz yok maalesef.


Barcelona plajlarından bir kare.



Parc Güel'den görünüş.



İşte Barcelona gerçeği. Oturanlardan daha fazla turist var. Popüler mekanlarda turistsiz fotoğraf karesi... zor.

25 Haziran 2007 Pazartesi

Hamburger Sparkasse

Sabah saatlerinde kuzenim Koray'la birlikte çadırımızı pırtımızı toplayıp festival alanından ayrıldık ve Hamburg'a doğru hareket ettik. Hamburg'un kuzey batı tarafında Altona mahallesine yakın "Instant Sleep" diye güzel bir hostele yerleştik.

Hamburg çok güzel bir şehirmiş. Almanya'nın ikinci büyük şehri ve düzenli bir şekilde büyüyor. Liman bölgesinde yeni yapılan binalar etkileyici: çoğu işyeri olmak üzere, parklar, teraslar ve hatta büyük bir konser salonu inşaa ediliyor.




Güney Hamburg'daki inşaatlar.

Bir de gönülleri fetheden bir mahalleden geçtik ki, aman aman. Sankt Pauli, göçmenlerin yoğun yaşadıkları bir bölge. Şehrin bütün eğlence mekanları, yani Reeperbahn da burda. Mekana oturup Astra birasi isteyince mutlu oluyorlar; Astra burda üretiliyor. St.Pauli'nin bir de meşhur futbol takımı var. Taraftarlar solcu tipler, takımlarını çok seviyorlar. 2002 yılında 3. ligdeyken Bayern'i 2-1 yenerek kupadan elemeleri ile hala övünüyor hergeleler. Takımın sembolü olan kurukafalı korsan bayrağını veya kahve-beyaz çubuklu formayı pek çok insanın üstünde görmek mümkün. Varolduğu mahalleye paralel olarak ırkçılığa karşı ve anti-faşist bir duruşu var St.Pauli'nin. Mesela bir etkinlik afişlerinde gamalı haçı parçalayan futbol topu vardı.


İşgal edilmiş bir ev. Bunlardan Hamburg'da yer yer görebiliyorsunuz. Anlattıklarına göre, vakti zamanında insanlar boş buldukları evlere yerleşmişler ve çıkmıyorlarmış.

Hamburger: Hamburg'lu demek oluyor. Sparkasse Almanya'nın büyük bankalarından, türkler İş Bankası diyor çünkü logosu iş bankasınınkini andırıyor. Hamburger Sparkasse'nin kısa adı Haspa. Paranızı emanet ederken bir daha düşünün :) Değinilesi iki nokta daha var: Fritz Cola ve Jegermeister. Onları da başka sefer anlatırız.