Bamberg
I live in a new city now. It's been 2 months. To me it is a new country, new people, new language, new job, new apartment with new stuff in it, ehh practically a new world...
So much to write about so many things. And so little patience.
I live in a new city now. It's been 2 months. To me it is a new country, new people, new language, new job, new apartment with new stuff in it, ehh practically a new world...
So much to write about so many things. And so little patience.
Haftasonu için İstanbul'a geldim yine. Bizim sitenin kapısına iki büyük köpek yatmış, simetrik şekilde güneşleniyordu. Yalnız aslana benziyorlar, renkleri sarı ve tüylüydüler. Sabah sabah müzeye girer gibi oldum eve giderken.
Filmden yeni çıktım ve kimi sahneler hala aklımda oynamaya devam ediyor. Otel odası, doktorun aşağılamaları ve kurduğu baskı, kızların çaresizlik içerisinde karar vermeleri, iğrençlik, dostluk ve destek, gerilim, bekleyiş, alakasız doğum günü sofrasında tekrar aşağılanma, konuşulanlardan kopuş ve yabancılaşma (mükemmel bir şekilde sahneye konulmuş), sokaklarda yürürkenki korku ve unutulmaz final sahnesi. Kahramanların yaşadıkları gerilimi, başından sonuna kadar seyirciye geçirmeyi başaran insancıl, feminist, sözünü sakınmayan bir film. Son derece gerçekçi. Tekrar seyretmek istemeyeceğiniz kadar da vurucu.
Sanmazdım başıma gelsin
Ayrılığın böylesi
Henüz gitmemişken
Bunu bugün yazdım. Haiku'lar doğaya dair küçük japon şiirleri. Genellikle üç mısradan oluşurlar. Aslında 3 mısra ve belli hece sayısında olması falan Amerikan haiku'larında görülen bir özellik ve bütün dünyaya da bu şekilde yayılmış. Ama Haiku'larda hep olan bir şey var ki o da mevsim vurgusudur. Evet, yukarıdakinde doğa veya mevsimlere herhangi bir gönderme yok. Bu yüzden, bu daha çok bir senryu sayılabilir. Senryu'larda konu insan zaaflarıdır.
Yazarını hatırlamıyorum ama en sevdiğim haiku'lardan biri şudur:
Daldan düşen
Kiraz çiçeği gibi
Söyleyebilseydim
Gördüğünüz gibi bahar mevsimi anımsatılıyor. Orhan Veli de haiku'lar yazmıştır. En meşhuru:
Gemlik'e doğru
Denizi göreceksin
Sakın şaşırma
Cemal dedem bugün bazı testler yaptırmak üzere hastaneye gitti. Orada ona devamlı sarı, mavi, renkli renkli sıvılar vermişler damardan ve sonra çikolata yedirip süt içirmişler. Galiba verdikleri maddeler radyasyonluymuş onun için bugün çocuklara ve hamile kadinlara yaklaşmasını da yasaklamışlar. Dedim dede keklemişler seni, öyle şey mi olur... Ama biraz uzaktan dedim.
Gece olsun. Bir el feneri alın. Enstantane'yi mümkün olduğunca uzun (B veya en yüksek ne kadarsa) tutup yaratıcılığınızı konuşturun.
Wait until dark. Take a flashlight. Set your exposure to infinite (B for Bulp) or highest you have (15 secs is ok) and create!
Cezayir dediğimde bir ülkeden mi yoksa bir şehirden mi bahsettiğimi anlayamazsınız, çünkü Cezayir'in başkenti yine Cezayir.
Bu sıkıntı bir Türkçe'de var. Şehir olan Cezayir'in fransızcası: Alger, ingilizcesi: Algiers. Bunun dışındaki bütün Cezayir şehirlerinin ingilizce ismi fransızcasıyla aynı.
Oran Cezayir'de güzel bir şehir. Biraz İzmir gibi... Oran'dan Cezayir'e karayoluyla geliyorsanız bir sürü sürprizle karşılaşabilirsiniz. Mesela, Cezayir'e yaklaşırken dağlık bir bölgeden geçiliyor. Tüneller başlamadan hemen önce "dikkat maymun çıkabilir" tabelaları var. Burası ülkenin en işlek otoyolu ama bir yandan da yol kenarında hakikaten maymunlar yaşıyor. Şanslıysanız görebilirsiniz. İsterseniz inin fındık fıstık verin.
Labels: Cezayir
Bugün Mağlova Kemeri'ni görmeye gittik. Bisikletle 32 km. yol teperek kemere ulaştık. Aslında Mağlova Kemerburgaz'a 2 km uzaklıkta, istenirse belediye otobüsleriyle Kemerburgaz'a geçilip, oradan yürüyerek bile gidilebilir. Yalnız yol tarifi alamayabilirsiniz çünkü yakınında yaşayan vatandaşlar bile kemeri pek iyi bilmiyor. Biz Belgrad ormanlarından başlayarak bir süre asfaltta ilerledik, daha sonra Alibeyköy Barajı'nın kurumuş yatağından ilerleyerek kemere ulaştık.
Labels: bisiklet, gezi, Mimar Sinan